24 Şubat 2022 sabahı, sadece Ukrayna sınırlarından içeri giren tankların palet sesleriyle değil, aynı zamanda liberal uluslararası düzenin "Avrupa'da bir daha büyük çaplı kara savaşı olmaz" inancının çöküşüyle sarsıldı. Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana inşa edilen ekonomik karşılıklı bağımlılık ağları ve uluslararası kurumlar, silahların ateşlenmesini engelleyemedi.
Bu gelişme, akademide ve dış politika koridorlarında temel bir soruyu gündeme getirdi: Küresel sistemi anlamak için kullandığımız uluslararası ilişkiler teorileri bu savaşı öngörmekte neden başarısız oldu veya hangi noktalarda haklı çıktı?
Savaşın sadece sahadaki askeri manevralarla değil, devletlerin tehdit algılarıyla da şekillendiğini biliyoruz. Bu yazıda, krizin savaş öncesi, geçiş süreci ve savaş sonrası dönemini ele alan; Türkçe, İngilizce, Rusça ve Ukraynaca dillerindeki çok dilli seçili akademik çalışmalar ile temel kuramsal eserlerin ortaya koyduğu geniş perspektiften yararlanarak, Avrupa'yı sarsan bu krizin teorik arka planını inceliyoruz.
Soğuk Savaş Sonrası İyimserlik ve Liberal Yanılgı
1990'ların başından itibaren uluslararası ilişkiler disiplininde liberal ve neoliberal yaklaşımlar altın çağını yaşadı. Bu teoriler, devletler arasındaki ekonomik ticaretin artmasının ve uluslararası kurumların (BM, AB, AGİT vb.) güçlenmesinin savaşı irrasyonel, dolayısıyla imkânsız kılacağını savundu. "Demokratik Barış Teorisi" çerçevesinde, otoriter rejimler bile küresel ekonomiye entegre edildikçe çatışma ihtimalinin azalacağı varsayıldı.
Avrupa'nın en büyük doğal gaz tedarikçisi konumundaki Rusya'nın, en büyük pazarını askeri bir hamleyle kaybetmeyi göze alması, liberal teori açısından tam bir anomaliydi. Ekonomik bağımlılığın çatışmayı önleyeceği tezi, 2022'de Ukrayna sınırında iflas etti. Rusya, ulusal güvenlik çıkarlarını ve "tarihsel misyonunu", ekonomik kazancın ve uluslararası itibarlarının önüne koydu. Bu durum, devletlerin kriz anlarında ekonomiden ziyade jeopolitik güvenliğe öncelik verdiğini acı bir şekilde hatırlattı.
NATO Genişlemesi ve Bir "Güvenlik İkilemi" Yaratmak
Liberal iyimserliğin çöktüğü yerde, realizm (gerçekçilik) tartışmanın merkezine oturdu. Özellikle uluslararası sistemin devletleri hayatta kalmak için güç peşinde koşmaya ittiğini savunan "Saldırgan Realizm" ve onun önde gelen ismi John Mearsheimer, uzun süredir bu savaşı öngören bir uyarıda bulunuyordu. Nitekim bu konuyu blogumuzdaki "Klasik Realizm Nedir?" ve "NATO'nun Yüzde 5 Savunma Hedefi Ne Anlama Geliyor?" yazılarında daha ayrıntılı ele almıştık.
Mearsheimer ve diğer realist düşünürlere göre, krizin temelinde Batı'nın, özellikle de ABD'nin dış politikası yatıyordu. 2008 yılındaki Bükreş Zirvesi'nde Ukrayna ve Gürcistan'a NATO üyeliği sözü verilmesi, Moskova tarafından varoluşsal bir tehdit olarak algılandı. Bu durum uluslararası ilişkilerde "güvenlik ikilemi" (security dilemma) olarak adlandırılır. Bir devletin (burada NATO/Batı ittifakı) kendi güvenliğini artırmak için attığı genişleme adımları, diğer bir devletin (Rusya) kendini tehdit altında hissetmesine ve karşı önlemler almasına yol açar. Sonuç olarak hiç kimse daha güvende olmaz.
Realist çerçeveden bakıldığında, anarşik (küresel bir otoritenin olmadığı) uluslararası sistemde, büyük bir güç olan Rusya'nın kendi sınırlarında rakip bir askerî ittifakın büyümesine izin vermesi beklenemezdi. Bu teori, Rusya'nın eylemlerini ahlaki olarak meşrulaştırmaz; ancak devletlerin jeopolitik korkularıyla nasıl hareket ettiğini nedensel bir zeminde açıklar.
Karar Alıcıların Rolü: Rusya Ne İstiyor?
Sadece uluslararası sistemin yapısına odaklanan teoriler, sürecin bir boyutunu eksik bırakır. Neden aynı sistemik baskı altındaki farklı liderler farklı kararlar alır? Burada devreye devletlerin iç dinamiklerini ve liderlerin algılarını inceleyen "Neoklasik Realizm" ile fikirlerin ve kimliklerin önemini vurgulayan "İnşacılık (Konstrüktivizm)" girer.
Vladimir Putin'in tarihsel referanslarla dolu söylemleri, Ukrayna'nın ayrı bir ulus olmadığını iddia etmesi ve Sovyet coğrafyasını "Rus dünyası" (Russkiy Mir) olarak tanımlaması, savaşın sadece NATO füzelerinden duyulan korkuyla açıklanamayacağını gösterir. Konstrüktivist yaklaşıma göre tehdit algısı, maddi gerçeklikler kadar tarihsel hafıza ve inşası devam eden kimlikler tarafından belirlenir. Ukrayna'nın Batı merkezli demokratik bir kimlik inşa etme çabası, Rusya'nın otokratik rejimi için sadece askeri değil, aynı zamanda ideolojik bir tehdit oluşturmuştur.
Krizin Türkiye Açısından Anlamı ve Denge Politikası
Bu büyük sarsıntının Karadeniz'in diğer yakasındaki Türkiye açısından sonuçları çok boyutludur. Türkiye, savaşın başından itibaren neoklasik realizmin esnek diplomatik manevralarına uygun bir "aktif denge" stratejisi izledi.
Bir yandan Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü savundu, Boğazları Montrö Sözleşmesi uyarınca savaş gemilerine kapattı ve Kiev'e kritik askerî teknoloji desteği sağladı. Diğer yandan Rusya ile ekonomik ve diplomatik kanalları açık tutarak Batı'nın yaptırım rejimine doğrudan katılmadı.
Bu politika, Türkiye'nin uluslararası sistemin çok kutupluluğa doğru evrildiği bir dönemde, sadece Batı ittifakının (NATO) sadık bir kanat ülkesi olmak yerine, kendi bölgesel çıkarlarını maksimize etmeye çalışan bağımsız bir merkez güç olma hedefini yansıtmaktadır. Ancak savaşın uzaması ve her iki tarafın yıpratma savaşına yönelmesi, bu hassas dengenin sürdürülebilirliği üzerindeki baskıyı artırmaktadır.
Bundan Sonra Ne Olabilir?
Geniş çaplı literatür taramaları ve sahadaki veriler, çatışmanın kısa vadede kesin bir askerî zaferle sonuçlanma ihtimalinin düşük olduğunu gösteriyor. Mevcut durum, teorik olarak bir "olgunlaşmış anarşi" ve çıkmaz (stalemate) hâlidir.
Tarafların temel çıkarları taban tabana zıttır: Ukrayna kaybedilen tüm topraklarını (Kırım dâhil) geri almayı ve NATO'ya girmeyi varoluşsal bir şart olarak görürken; Rusya, ilhak ettiği bölgeleri elde tutmayı ve Ukrayna'nın tarafsızlığını anayasal bir güvenceye bağlamayı hedeflemektedir.
Realist öngörülere göre, savaşın geleceğini masadaki diplomatların retoriği değil, sahadaki güç dengeleri ve büyük güçlerin (özellikle ABD'nin) Ukrayna'ya sağlamaya devam edeceği askeri kapasitenin sınırları belirleyecektir.
Uluslararası ilişkiler teorileri bize kusursuz bir kristal küre sunmaz. Ancak olaylara hangi pencereden bakmamız gerektiğini gösterir. Liberalizm, devletlerin ekonomik rasyonalitesine fazla güvenerek yanılmış; realizm ise güç politikalarının acımasız geri dönüşünü doğru öngörmüştür. Bugün kesin olan tek şey, Rusya-Ukrayna savaşının sadece iki ülke arasındaki bir sınır ihtilafı olmadığı; kurallara dayalı küresel düzenin temellerinden sarsıldığı yeni bir dönemin başlangıcı olduğudur.
Kaynaklar
Mearsheimer, J. J. (2014). "Why the Ukraine Crisis Is the West's Fault: The Liberal Delusions That Provoked Putin", Foreign Affairs.
Walt, S. M. (2022). "Liberal Illusions Caused the Ukraine Crisis", Foreign Policy.
Wendt, A. (1992). "Anarchy is What States Make of it: The Social Construction of Power Politics", International Organization.
NATO (2022). "Madrid Summit Declaration", Resmî Açıklama Metni.
(Araştırma Notu: Bu analiz, söz konusu ihtilafın uluslararası ilişkiler kuramlarındaki yansımalarını inceleyen seçili akademik çalışmalar ve temel kuramsal eserlerin tematik karşılaştırmasına dayanmaktadır.)
Yöntem notu ve sınırlılıklar
Metinde belirtilen seçili akademik çalışmalar ve temel kuramsal eserler, farklı kuramsal açıklamaları karşılaştırmak için oluşturulan tematik literatür havuzunu ifade eder. Veri tabanları, tarih ve dil kapsamı, dâhil etme-dışlama ölçütleri ile kodlama protokolü bütünüyle yayımlanmadığı sürece bu çalışma sistematik derleme veya literatürün tamamını temsil eden bir sayım olarak değerlendirilmemelidir. Yazı, öne çıkan realist, liberal, inşacı ve neoklasik realist tartışmalardan yararlanan kuramsal bir değerlendirmedir.
Liberal yaklaşım da tek ve değişmez bir önerme değildir. Ekonomik karşılıklı bağımlılık savaşı otomatik olarak imkânsız kılmaz; belirli koşullarda maliyetleri artıran ve çatışma ihtimalini azaltabilen mekanizmalardan biridir. Bu nedenle teorilerin başarısı, tek bir olay üzerinden kesin biçimde “doğrulandı” veya “iflas etti” şeklinde okunmamalıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder