Uluslararası ilişkilerde diplomasinin sadece kapalı kapılar ardında, loş odalarda ve ağır ahşap masalar etrafında şekillendiği düşüncesi uzun zaman önce geçerliliğini yitirdi. Günümüzde çatışmaların asıl cephelerinden biri de televizyon ekranlarında, haber sitelerinin manşetlerinde ve sosyal medyanın algı koridorlarında kuruluyor. Savaşan devletler arasındaki barış müzakereleri, medyanın bu süreci nasıl "çerçevelediğine" bağlı olarak ya ivme kazanıyor ya da tamamen çöküyor.
Rusya-Ukrayna savaşı sırasında Belarus'ta, Antalya'da ve son olarak İstanbul'da kurulan müzakere masalarının başarısızlıkla sonuçlanması, sadece sahadaki askeri dengelerle açıklanamaz. Bu krizde, medyanın barış ihtimalini kamuoyuna nasıl sunduğu, en az diplomatların masaya getirdiği teklifler kadar belirleyici olmuştur.
Bu yazı, Rusya-Ukrayna barış görüşmelerinin haberleştirilme biçimlerini çerçeveleme, barış gazeteciliği, güvenlikleştirme ve inşacılık yaklaşımlarıyla yorumlayan nitel bir analizdir. Amaç, medyanın diplomasinin hareket alanını nasıl genişletebildiğini veya daraltabildiğini göstermek; bütün medya evrenini temsil eden nicel bir sonuç üretmek değildir.
Çatışmaların İkinci Cephesi Olarak Medya ve Çerçeveleme
İletişim biliminde "çerçeveleme" (framing), medyanın bir olayın belirli kısımlarını seçip öne çıkararak, okuyucunun o konuyu algılama biçimini yönlendirmesi anlamına gelir. Medya bize sadece "ne düşüneceğimizi" değil, aynı zamanda o konu hakkında "nasıl düşünmemiz gerektiğini" de söyler.
Barış görüşmeleri söz konusu olduğunda medya, tavizleri ve ortak noktaları görünür kılan "barış odaklı" bir çerçeve kurabilir; karşı tarafın her talebini teslimiyet veya zafiyet olarak sunan "çatışma odaklı" bir dil de benimseyebilir. Bu yazıda ele alınan seçili söylem örnekleri, ikinci dilin müzakere alanını daraltma potansiyeline dikkat çekmektedir. Bu gözlem bütün Rus, Ukrayna veya Batı medyasına genellenemez; haber kuruluşları ve dönemler arasında önemli farklılıklar vardır.
Güvenlikleştirme Teorisi: Tehdit Nasıl İnşa Edilir?
Bu durumu uluslararası ilişkiler teorileri üzerinden açıklamak için Kopenhag Okulu'nun geliştirdiği "Güvenlikleştirme" (Securitization) teorisine bakmak gerekir. Bu teoriye göre hiçbir konu kendiliğinden bir "beka sorunu" veya güvenlik tehdidi değildir. Bir konunun ulusal güvenlik meselesi hâline gelmesi, devlet yöneticilerinin ve medyanın o konuyu olağanüstü bir tehdit olarak "söylemsel düzeyde" inşa etmesiyle (dillendirmesiyle) mümkündür.
Barış görüşmeleri sırasında medya, karşı tarafı sadece siyasi bir rakip olarak değil, "varoluşsal bir tehdit" olarak kodladığında (güvenlikleştirdiğinde), karar alıcıların masada uzlaşma alanı kalmaz. Çünkü kamuoyu nezdinde varoluşsal bir düşmanla müzakere edilmez, sadece savaşılır. Güvenlikleştirme tamamlandığında, diplomasi meşruiyetini yitirir ve olağanüstü askerî önlemler kamuoyu tarafından desteklenir.
Rusya-Ukrayna Müzakerelerinde Medyanın Çerçevelemesi
Rusya ve Ukrayna heyetleri 2022'nin bahar aylarında İstanbul'da bir araya geldiğinde, masada tarafsızlık, güvenlik garantileri ve sınırların durumu gibi son derece somut başlıklar vardı. Ancak eş zamanlı olarak medyanın ürettiği söylem, bu somut başlıkların çok ötesine geçti. Nitekim bu başlıkların uluslararası ilişkiler teorileri çerçevesinde nasıl değerlendirilebileceğini "Uluslararası İlişkiler Teorileri Işığında Rusya-Ukrayna Savaşı: Öngörüler ve Yanılgılar" başlıklı yazımızda ele almıştık.
Rusya'nın resmî söyleminde ve bu söylemi yeniden üreten yayınlarda müzakereler sıklıkla "askerden arındırma" ve "Nazilerden arındırma" hedefleri üzerinden anlatıldı. Bu kavramlar, olası bir uzlaşmayı teknik bir pazarlık olmaktan çıkarıp varoluşsal bir güvenlik meselesi gibi sunmaya elverişlidir. Ancak bu çerçeve bütün Rus gazeteciliğini temsil etmez.
Ukrayna ve Batı medyasındaki pek çok haber ise sivil kayıplar, saldırıların sürmesi ve Rusya'nın müzakereleri zaman kazanmak için kullanabileceği kuşkusu üzerinde durdu. Bu kuşkunun savaş koşullarında güçlü dayanakları bulunmakla birlikte, tek baskın çerçeveye dönüştüğünde diplomasinin konuşulabileceği alanı daraltabilir. Bu değerlendirme, sivil kayıpları veya saldırgan ile mağdur arasındaki hukuki ve siyasi farkı eşitlemez.
İnşacılık (Konstrüktivizm) ve Diplomasinin Sınırları
Klasik realizm, devletlerin dış politikalarını sadece maddi güç (askeriye, ekonomi) ve rasyonel çıkarlarla açıkladığını savunur. Ancak medyanın oynadığı bu rolü anlamak için İnşacılık (Konstrüktivizm) teorisine ihtiyacımız var.
İnşacılığa göre, devletlerin çıkarları önceden ve sabit olarak belirlenmiş donuk yapılar değildir; kimlikler ve algılar üzerinden sürekli yeniden "inşa edilirler". Medya, dost ve düşman kimliklerini her gün haber metinleriyle yeniden üretir. Eğer bir toplumun medyası, karşı tarafı uzlaşılamaz bir "öteki" olarak inşa ederse, liderler ne kadar rasyonel düşünürse düşünsün barış antlaşması imzalayamaz. Barış müzakerelerinin başarısızlığı, masadaki diplomatların yetersizliğinden değil; medyanın inşa ettiği katı düşman kimliğinin, esnek diplomatik manevralara izin vermemesinden kaynaklanır.
Türkiye’nin Arabuluculuk Çabaları ve Medyadaki Yansıması
Bu denklemde Türkiye'nin İstanbul görüşmelerine ev sahipliği yaparak üstlendiği arabuluculuk rolü de medyada farklı şekillerde çerçevelenmiştir. Türkiye'nin izlediği "aktif denge" politikası, Batı medyasının bir kısmında "Rusya'ya nefes borusu açmak" olarak eleştirilirken; rasyonel diplomatik çevrelerde "iletişim kanallarını açık tutan tek NATO üyesi" olarak takdir edilmiştir.
Ancak arabulucunun niyeti ne kadar iyi olursa olsun, masadaki taraflar kendi kamuoylarını olası bir uzlaşmaya hazırlamadığında ve medya dili çatışmayı sürekli yeniden meşrulaştırdığında kalıcı bir ateşkes ihtimali ciddi biçimde zayıflar.
Sonuç: Medya Masayı Devirebilir mi?
Çerçeveleme ve güvenlikleştirme yaklaşımları, medyanın çatışma çözümlerinde yalnızca pasif bir ayna olmadığını; diplomasinin toplumsal ve siyasi sınırlarını etkileyebilen aktif bir oyuncu olduğunu göstermektedir.
Barış görüşmeleri yalnızca siyasi liderler arasında imzalanan belgelerden ibaret değildir; toplumsal bir onay mekanizmasına da ihtiyaç duyar. Medya, bir çatışmayı aşırı ölçüde güvenlikleştirip diplomatik esnekliği "teslimiyet" olarak çerçevelediğinde müzakere masasının hareket alanını daraltabilir. Rusya-Ukrayna örneği şu ihtiyatlı sonucu desteklemektedir: Toplumlar barış ihtimaline hazırlanmadığında, diplomatların kapalı kapılar ardında kurduğu uzlaşının toplumsal ve siyasi dayanıklılığı zayıf kalabilir.
Kaynaklar ve doğrulama bağlantıları
- Buzan, B., Wæver, O. & de Wilde, J. (1998). Security: A New Framework for Analysis. Lynne Rienner Publishers.
- Wendt, A. (1999). Social Theory of International Politics. Cambridge University Press.
- Entman, R. M. (1993). "Framing: Toward Clarification of a Fractured Paradigm", Journal of Communication, 43(4), 51–58.
- Galtung, J. (1998). "High Road, Low Road: Charting the Course for Peace Journalism", Track Two, 7(4).
- Lynch, J. & McGoldrick, A. (2005). Peace Journalism. Hawthorn Press.
- T.C. Dışişleri Bakanlığı (10 Mart 2022). Türkiye-Rusya-Ukrayna Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı, Antalya.
- Charap, S. & Radchenko, S. (2024). "The Talks That Could Have Ended the War in Ukraine", Foreign Affairs. Bu çalışma, 2022 müzakerelerinin tartışmalı bir yeniden inşası olarak ele alınmıştır.
Yöntem notu ve sınırlılıklar
Yaklaşım: Bu metin nicel bir içerik analizi veya sistematik medya taraması değildir. Yorumlayıcı bir vaka incelemesi olarak, 2022’deki Antalya ve İstanbul görüşmelerine ilişkin resmî açıklamalar ile seçili haber söylemlerini Entman’ın çerçeveleme yaklaşımı, Galtung’un barış/savaş gazeteciliği ayrımı, Kopenhag Okulu’nun güvenlikleştirme kavramı ve Wendt’in inşacı yaklaşımı birlikte okunarak değerlendirmektedir. Amaç medya kuruluşlarının dağılımını ölçmek değil, belirli dil kalıplarının diplomasinin meşruiyetini nasıl etkileyebileceğini açıklamaktır.
Sınırlılıklar: Önceden tanımlanmış bir haber evreni, kodlama formu ve sayısal veri seti bulunmadığı için bu yazıdan "medyanın çoğunluğu" gibi nicel veya genellenebilir bir sonuç çıkarılamaz. Ayrıca askerî gelişmeler, liderlerin tercihleri, güvenlik garantileri, toprak sorunları ve savaş suçları müzakerelerin sonucunu etkileyen ayrı etkenlerdir; medya tek neden olarak değerlendirilmemelidir.

Yorumlar
Yorum Gönder