Uluslararası ilişkilerde realizm, devletlerin güç ve güvenlik arayışını açıklayan tek ve değişmez bir teori değildir. Klasik realizm ile neo-realizm aynı düşünce geleneğine ait olsa da devletler arasındaki rekabetin kaynağını farklı yerlerde arar.
Hans Morgenthau’nun temsil ettiği klasik realizm; insan doğasına, devlet adamlığına, ulusal çıkara ve siyasi muhakemeye odaklanır. Kenneth Waltz’un geliştirdiği neo-realizm ise açıklamanın merkezine uluslararası sistemin anarşik yapısını ve devletler arasındaki güç dağılımını yerleştirir.
Peki realizm neden yeniden biçimlendirildi? Neo-realizm, klasik realizmin hangi sınırlarına cevap vermeye çalıştı?

Klasik realizm neyi savunur?
Klasik realizm, siyasetin merkezinde güç ve çıkar mücadelesinin bulunduğunu savunur. Thukydides, Machiavelli ve Hobbes gibi düşünürlerin eserlerinde görülen bu yaklaşım, 20. yüzyılda E. H. Carr ve Hans Morgenthau tarafından uluslararası ilişkiler alanına taşındı.
Morgenthau, 1948’de yayımlanan Politics Among Nations adlı eserinde uluslararası siyaseti güç açısından tanımlanan ulusal çıkar kavramıyla açıklamaya çalıştı. Devlet adamlarının soyut ve evrensel hedeflerden önce ülkelerinin güvenliğini, çıkarlarını ve mevcut güç koşullarını dikkate alması gerektiğini savundu.
Ancak klasik realizm yalnızca “güçlü olan kazanır” düşüncesine indirgenemez. Morgenthau, siyasi kararların sonuçlarının dikkatle değerlendirilmesini ve ihtiyatlı davranılmasını önemli görür. Realizm ahlakı bütünüyle reddetmez; evrensel ahlaki ilkelerin devletlerin karşılaştığı somut siyasi koşullara doğrudan uygulanamayacağını ileri sürer.
İnsan doğası uluslararası siyaseti açıklamaya yeter mi?
Klasik realizme yöneltilen temel eleştirilerden biri, güç mücadelesini insan doğasına dayandırmasıdır.
İnsanların güç arzusuna sahip olduğu kabul edilse bile devletlerin neden belirli dönemlerde savaştığını, bazı dönemlerde ise iş birliğine yöneldiğini yalnızca insan doğasıyla açıklamak zordur. İnsan doğası büyük ölçüde aynı kaldığı hâlde uluslararası siyasetin sonuçları zaman içinde değişmektedir.
Ayrıca aynı insan doğasına sahip toplumların ve liderlerin neden birbirinden farklı dış politikalar geliştirdiği sorusu da ortaya çıkar. İnsan doğası güç mücadelesinin genel kaynağı olarak gösterilebilir; fakat savaşların zamanını, biçimini ve devletlerin izlediği farklı stratejileri tek başına açıklayamaz.
Kenneth Waltz, 1959’da yayımlanan Man, the State, and War adlı eserinde savaşın nedenlerini üç farklı düzeyde inceledi:
- İnsan ve liderler
- Devletlerin iç yapıları
- Uluslararası sistem
Bu ayrım, savaşın yalnızca insan doğasına veya tek tek liderlerin özelliklerine dayandırılamayacağını gösteren önemli bir adım oldu.
Güç ve ulusal çıkar kavramları fazla esnek mi?
Klasik realizmin merkezindeki güç ve ulusal çıkar kavramlarının nasıl tanımlanacağı her zaman açık değildir.
Güç yalnızca askerî kapasiteyi ifade etmez. Ekonomik kaynaklar, diplomatik etki, teknoloji, coğrafya, nüfus, siyasi birlik ve liderlik de bir devletin gücünü etkileyebilir. Bu geniş tanım, farklı olayları incelemeyi kolaylaştırırken gücün kesin biçimde ölçülmesini zorlaştırır.
Ulusal çıkar da benzer bir sorun taşır. Bir devletin güvenliğini artırmak için silahlanması mı, ittifak kurması mı, tarafsız kalması mı veya diplomatik uzlaşmaya yönelmesi mi gerektiği önceden açık olmayabilir.
Bir karar alındıktan sonra bunun ulusal çıkar adına verildiğini söylemek kolaydır. Ancak teorinin hangi seçeneğin uygulanacağını önceden açıklayabilmesi daha zordur.
Klasik realizmin tarihsel tecrübeye ve siyasi muhakemeye verdiği önem, yaklaşımı zenginleştirir. Buna karşılık kavramlarının farklı olaylara göre değişebilmesi, sınanabilir ve genel bir teori oluşturmasını güçleştirebilir.
Klasik realizm bir dış politika rehberi mi, bilimsel teori mi?
Klasik realist eserler; tarih, hukuk, felsefe, diplomasi ve devlet adamlığı arasında geniş bir düşünsel çerçeve kurar. Bu eserlerin amacı her zaman bütün devlet davranışlarını birkaç değişkenle açıklayan bilimsel bir model üretmek değildir.
Morgenthau için siyasi bilgelik, ihtiyat ve kararların muhtemel sonuçlarını değerlendirme yeteneği önemlidir. Ancak uluslararası ilişkiler alanında daha açık, sade ve sınanabilir teorilere duyulan ilgi arttıkça klasik realizmin yöntemi eleştirilmeye başladı.
Şu sorular önem kazandı:
- Devletlerin davranışlarını belirleyen temel değişken nedir?
- Teorinin hangi olayları açıklaması beklenmelidir?
- Benzer koşullarda neden benzer sonuçlar ortaya çıkmaktadır?
- Güç dengeleri nasıl oluşmaktadır?
- Bir açıklamanın yanlış olduğu nasıl gösterilebilir?
Kenneth Waltz, bu sorulara sistem düzeyinde ve daha sınırlı bir teori kurarak cevap vermeye çalıştı.
Neo-realizm hangi değişimi getirdi?
Waltz, 1979’da yayımlanan Theory of International Politics adlı eserinde neo-realizmin, diğer adıyla yapısal realizmin temelini oluşturdu.
Neo-realizm, güç mücadelesinin kaynağını insanın doğasında aramak yerine uluslararası sistemin yapısına odaklanır. Devletlerin üzerinde onları koruyabilecek, anlaşmazlıkları kesin biçimde çözebilecek ve kurallara uymaya zorlayabilecek merkezî bir dünya otoritesi bulunmaz.
Bu durum uluslararası sistemin anarşik olması anlamına gelir. Anarşi düzensizlik veya sürekli savaş demek değildir. Devletlerin güvenliklerini sağlayacak üstün bir siyasi otoritenin bulunmamasını ifade eder.
Devletler başka ülkelerin gelecekteki niyetlerinden kesin olarak emin olamaz. Bu nedenle kendi güvenliklerinden öncelikle kendileri sorumludur. Waltz bu durumu “kendi kendine yardım” düzeniyle açıklar.
Uluslararası sistemin yapısı nasıl tanımlanır?
Waltz’a göre uluslararası yapıyı anlamak için üç temel unsur dikkate alınmalıdır:
- Sistemin düzenleyici ilkesi
- Sistemdeki birimlerin niteliği
- Kapasitelerin devletler arasındaki dağılımı
Uluslararası sistemin düzenleyici ilkesi anarşidir. Sistemin temel birimleri devletlerdir. Devletler büyüklükleri ve kapasiteleri bakımından farklı olsalar da güvenliklerini sağlamak gibi benzer temel görevleri yerine getirir.
Sistemin yapısını değiştiren esas unsur, kapasitelerin devletler arasındaki dağılımıdır. Gücün iki, üç veya daha fazla büyük devlet arasında dağılması sistemin işleyişini etkileyebilir.
Bu nedenle neo-realizm liderlerin kişiliklerinden önce şu sorulara yönelir:
- Sistemde kaç büyük güç bulunmaktadır?
- Askerî ve ekonomik kapasite nasıl dağılmıştır?
- Devletler hangi tehditlerle karşı karşıyadır?
- Güç dengesi hangi koşullarda oluşmaktadır?
Anarşi devletleri nasıl etkiler?
Uluslararası sistemde devletleri koruyacak üstün bir otoritenin bulunmaması, devletleri güvenliklerini sürekli gözetmeye yöneltir.
Bir devlet yalnızca savunma amacıyla askerî kapasitesini artırabilir. Ancak başka devletler onun gerçek niyetlerinden emin olamadıkları için bu güçlenmeyi tehdit olarak değerlendirebilir. Onlar da silahlanmaya veya yeni ittifaklar kurmaya başlayabilir.
Böylece bir devletin kendisini daha güvende hissetmek için attığı adımlar, diğer devletlerin güvensizliğini artırabilir. Bu durum güvenlik ikilemi olarak adlandırılır.
Waltz’a göre devletlerin temel amacı her zaman sınırsız güç kazanmak değildir. Güç, varlığını sürdürmenin ve güvenliğini korumanın araçlarından biridir. Aşırı güç arayışı diğer devletlerin birleşmesine ve karşı dengeleme politikaları geliştirmesine neden olabilir.
Klasik realizm ile neo-realizm arasındaki temel farklar
İki yaklaşım devletlerin, gücün ve güvenliğin önemini kabul eder. Ancak bunları açıklama biçimleri farklıdır:
- Klasik realizm güç mücadelesini insan doğası ve siyasi ihtirasla ilişkilendirir.
- Neo-realizm rekabeti uluslararası sistemin anarşik yapısıyla açıklar.
- Klasik realizm liderlere, devlet adamlığına ve siyasi muhakemeye daha fazla önem verir.
- Neo-realizm sistem düzeyindeki tekrarlayan sonuçlara ve güç dağılımına odaklanır.
- Klasik realizm tarihsel ve felsefi bir anlatı sunar.
- Neo-realizm daha sade ve sistematik bir teori kurmaya çalışır.
- Klasik realizm devletlerin somut kararlarıyla daha yakından ilgilenir.
- Neo-realizm tek tek dış politika kararlarından çok dengeleme ve güvenlik rekabeti gibi genel örüntüleri açıklar.
Neo-realizm, klasik realizmi tamamen ortadan kaldırmamıştır. Devlet merkezlilik, güvenlik, çıkar ve güç dengesi gibi temel realist kabulleri korumuş; bunların nedenlerini farklı bir düzeyde açıklamıştır.
Eski yazıdaki önemli tarihsel karışıklıklar
E. H. Carr’ı klasik realizmi dışarıdan eleştiren bir düşünür olarak göstermek doğru değildir. Carr, 1939’da yayımlanan The Twenty Years’ Crisis adlı eseriyle 20. yüzyıl realist düşüncesinin kurucu isimlerinden biri kabul edilir.
Robert Gilpin’in War and Change in World Politics kitabı 1981’de, yani Waltz’un temel neo-realist eserinden sonra yayımlandı. Gilpin uluslararası değişimi açıklayan realist bir yaklaşım geliştirdi; neo-realizmi doğuran bir öncü değildi.
John Mearsheimer’ın saldırgan realizmi ve Stephen Walt’un tehdit dengesi yaklaşımı da Waltz’un yapısal realizminden sonra gelişti. Bu düşünürler realizmin sonraki çeşitlenmesini temsil eder.
Bu nedenle neo-realizmin doğuşunu Carr, Gilpin, Mearsheimer ve Walt’un art arda yönelttiği eleştirilerin sonucu gibi anlatmak tarihsel sıralamayı bozar.
Neo-realizm bütün sorunları çözdü mü?
Neo-realizm daha açık ve sistematik bir açıklama sunmasına rağmen yeni eleştirilerle karşılaştı.
Sistem yapısına yoğunlaşması, devletlerin aynı uluslararası baskıya neden farklı tepkiler verdiğini açıklamasını zorlaştırabilir. Liderler, kurumlar, iç siyasi mücadeleler, ekonomi, kimlikler ve toplumsal normlar neo-realist açıklamanın dışında kalabilir.
Ayrıca sistemdeki değişimin kaynağı da her zaman açık değildir. Devletlerin kapasitelerinin neden farklı hızlarda geliştiği veya belirli bir devletin neden riskli bir strateji seçtiği yalnızca güç dağılımına bakılarak açıklanamayabilir.
Bu sınırlar daha sonra saldırgan realizm, savunmacı realizm ve neoklasik realizm gibi farklı realist yaklaşımların gelişmesine katkıda bulundu.
Sonuç
Neo-realizm, klasik realizmin basitçe reddedilmesiyle doğmadı. Realist düşüncenin açıklama düzeyi değişti.
Klasik realizm uluslararası güç mücadelesinin kökenini insan doğasında, siyasi ihtirasta ve devlet adamlarının kararlarında aradı. Neo-realizm ise aynı rekabeti merkezî bir dünya otoritesinin bulunmaması ve gücün devletler arasındaki dağılımıyla açıklamaya çalıştı.
Waltz’un temel katkısı, “Devletler neden güç ister?” sorusunu “Uluslararası sistem, farklı devletleri neden benzer güvenlik davranışlarına yöneltir?” sorusuna dönüştürmesidir.
Her iki yaklaşımın da güçlü ve sınırlı yönleri vardır. Klasik realizm siyasi kararların insani ve ahlaki boyutlarını daha iyi gösterirken neo-realizm sistemin devletler üzerindeki ortak baskılarını daha açık biçimde ortaya koyar.
Realist düşüncenin gelişimini anlamak için bu iki yaklaşımı birbirinin rakibi olmaktan çok, aynı geleneğin farklı açıklama düzeyleri olarak değerlendirmek daha yararlıdır.
Kaynaklar
- Morgenthau, Hans J. Politics Among Nations: The Struggle for Power and Peace. 7. baskı, McGraw-Hill, 2006.
- Waltz, Kenneth N. Man, the State, and War. Columbia University Press, 1959.
- Waltz, Kenneth N. Theory of International Politics. Addison-Wesley, 1979.
- Keohane, Robert O. (ed.). Neorealism and Its Critics. Columbia University Press, 1986. Yayınevi sayfası.
- Donnelly, Jack. Realism and International Relations. Cambridge University Press, 2000.
Yorumlar
Yorum Gönder